..
..

Çalışan Bayanlaralara Özel Makyaj

18/9/2009 · Kategori: GUZELLIK VE BAKIM


Makyaj artistleri ne kullandığınızdan çok nasıl uyguladığınızın önemli olduğunu belirtiyor. Günümüzde makyaj iş yerlerinde de oldukça önemli.. Palyaço gibi değil profesyonel anlamda makyaj yapmak en dikkat edilmesi gereken nokta.. Ofiste hangi ürünleri nasıl uygulamalısınız?

Pürüzsüz görünün

Fondöten, primer, kapatıcı ve pudra ofis makyajının vazgeçilmezleri..

Eğer gözenekleri cildiniz varsa fondöten uygulamadan önce bir primer ya da kapatıcı ile gözenekleri kapatmalısınız. Kapatma işlemi fondötenin cildinizde daha uzun süre kalmasını sağlar.

Yağlı bir cilde sahipseniz yağsız fondöten kullanın. Diğer ürünlerinde yağsız olmasına özen gösterin.

Yağlı ciltler daha çok özen ister. İçerisinde su yosunu gibi içerikler yağ dengeleyiciler bulunan temizleyiciyle cildinizi silin ve ardından matlaştırıcı bir ürün kullandığınızda cildiniz makyaja hazır olur.

Kuru cildiniz varsa cildinizin nemlenmesi için aşırı yağlı ürünleri seçmeyin. Bunun yerine içinde pırıltı bulunan primer kullanarak cildinizin ışıldamasını sağlayabilirsiniz. Nemlendiriciniz ise yağsız olmalı. :

Unutmayın, fondöten kapatıcı değildir.. Önce kapatıcı sonra fondöten uygulamalısınız. Kuru ciltler için parıltılı fondöten, gözenekli cildiniz varsa likit fondöten kullanmalısınız. Uygularken fırsa, sünger ya da parmaklarınızı kullanabilirsiniz. Sonrasında rahatlıkla pudra ponponuyla, şeffaf pudra uygulayabilirsiniz. Yanaklar, alın ve burun bölgesine ağırlıklı olarak uygulanabilir.


Rahatlatıcı bakın

Gri ve boz kahverengi gibi göz farları ideal.. Göz kapaklarınızı alkolsüz tonik ile temizleyin, kuruduktan sonra farı uygulayın. Farın gün boyu aynı etkiyi göstermesi için şeffaf pudra uygulayın. Siyah veya kahverengi maskara ile de kirpiklerinizi daha belirginleştirebilirsiniz.

Yumuşak dudaklar

Dudak makyajı öncesinde dudaklarınızı nemlendirin. İnce fırça ile ruju uygulayın. Doğal dudaklar için açık renkleri tercih edebilirsiniz. Rujdan sonra iki dudağınızın arasına peçete koyarak fazlalıkları alın. Sonrasında şeffaf pudrayı dudaklarınıza uygulayın.

 

YAZININ DEVAMINI OKU...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bu yiyecekler hasta etmiyor

8/9/2009 · Kategori: SIFALI BITKILER


Hastalanmamak ve bağışıklığınızı güçlendirmek için hangi besinleri yiyip içmeniz gerektiğini biliyor musunuz?


Mevsim geçişleri genelde vücut direncinin düştüğü zamanlardır. Kıştan ilkbahara, ilkbahardan yaza, yazdan sonbahara ve sonbahardan kışa geçerken iklim değişikliklerine adapte olmaya çalışan vücutta direnç düşer ve bu da çeşitli hastalıklara davetiye çıkarır. Özellikle grip vakalarının gözümüzü korkuttuğu bu aylarda, kişisel hijyenin yanı sıra metabolizmamızın sağlıklı çalışabilmesi ve bağışıklığımızın güçlendirilmesi için aldığımız gıdalar büyük önem taşıyor. Beslenme Uzmanı Dr. Ahmet Karaçam’la hazırladığımız listeyle her mevsim mikroplara “dur!”  demek elinizde. Listeye göz atmadan önce Dr. Karaçam’ın şu 3 önemli uyarısını da unutmayın:

1-Grip aşısı yaptırılmalı

Önyargıları bırakın ve grip aşınızı yaptırın. Özellikle yaşlılarda, diyabet, kalp gibi kronik hastalığı olan kişilerde vücut direnci düşük olduğu için grip aşısı yaptırmaları büyük önem taşıyor.

2-Krizlerde önce gıdadan vazgeçmeyin

Yapılan araştırmalara göre ekonomik kriz dönemlerinde insanlar gıdalarından büyük kesintiye gidiyor ve öğünler ya atlanıyor ya da geçiştiriliyor. Bu yüzden salgın vakalarının ekonomik kriz dönemlerinde daha çok görüldüğü de bilimsel bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Karbonhidrat ve yağ yüklü, buna rağmen protein, vitamin ve mineral fakiri olan bu tip geçiştirme öğünler, vücudu tam olarak besleyemeyeceği için direnciniz düşer. Bunu önlemek için 3 temel öğün dengeli bir şekilde muhafaza edilmeli, aralarda da meyve, ayran, az miktarda badem, ceviz, fındık gibi faydalı atıştırmalar olmalı. Dr. Karaçam’a göre, 3 ana öğün, 3-4 ara öğün prensibine her yaş grubunda, her mevsimde ve mevsim geçişlerinde mutlaka uyulmalı.

3-Tuza dikkat!

Vücudumuzun tuz ihtiyacı aslında çok az miktarda ve zaten toprakta yetişen her besinde, ette, peynirde ve diğer pek çok gıdada tuz bulunduğundan, biz ihtiyacımızı yediklerimizle karşılamış oluyoruz. Buna rağmen tuz tüketimi normalin hayli üstünde. Unutmayın ki; aşırı tuz tüketimi böbrekler için olduğu kadar kalp ve damar sorunu yaşayanlar için de büyük risk taşır.

 Bu mevsim bunları bol yiyelim

 İşte tüketilmesi gereken önemli gıdalar:

Siyah üzüm: Çekirdeğiyle birlikte yendiğinde çok büyük bir antioksidan etkisi yapıyor.

Böğürtlen: Antioksidan özelliğiyle vücudun direncini artırır.

Kivi: Artık her mevsim bulunuyor. Güçlü bir c vitamini kaynağı.

Yaban mersini kurusu: Az bildiğimiz bu meyvenin tadı biraz buruk ama vücut direncini artırmada çok etkili. Yalnız şekerle tatlandırılmış olanlar değil, doğal haliyle satıldığı aktarlardan alınanlar tüketilmeli.

Portakal ve mandalina: Bunları zaten biliyorduk demeyin, c vitamini deposu mandalina ve portakalı, bol olduğu bu mevsim tüketmeyi ihmal etmeyin.

Balık: Tüm mevsimlerde ve mevsim geçişlerinde balık mutlaka öneriliyor. Gerek içerdiği omega ve fosfor mineralleri açısından gerekse çok iyi bir protein deposu olduğundan haftada 2-3 kez balık tüketilmesi önemli. Protein vücudun kas yapısını çok güçlü tutan, beyin dokusunu besleyen en önemli madde. Dolayısıyla yeterli protein alan kişi kendini zinde hisseder. İlk öneri somon balığı. Levrek, çupra, ton balığı ya da diğer mevsim balıkları olabilir. 

Yumurta:  Çok faydalı bir yiyecek. Yalnız kırmızı et gibi, üst üste fazla sayıda yumurta tüketen insanlarda kötü huylu kolesterolün yükseldiği ispatlanmış. Buna rağmen yumurta çok iyi bir protein deposu olduğu için ondan vazgeçilmemesi, aksine haftada 3-4 adet tüketilmesi öneriliyor.

Yeşil çay: Günde 3-4 kez tüketildiğinde, bu miktarın hiçbir yan etki yapmaksızın metabolizmayı hızlandırdığı tespit edilmiş. Bitki çayları içinde en makbulü sayılan yeşil çay dışında, c vitamini zengini kuşburnu çayı, ıhlamur, papatya çaylarını da içebilirsiniz. Ancak bunları da “nasıl olsa bitki” diye ölçüsüzce içmiyor, 2-3 fincanla sınırlı tutuyoruz. Şu unutulmamalı ki ilaçlar da bitkiden yapılır.

Bulgur: Hem glisemik indeksi düşük hem sindirimi uzun sürdüğünden doyuruculuğu fazla. Tam tahıl içeriğiyle önerilen bu gıdanın ve genel olarak tam tahılın kilo kontrolünde önerilen bir besin olduğunu unutmamak gerek. Tabii ki ölçü meselesi burada da geçerli.

 

YAZININ DEVAMINI OKU...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Yaralara ‘tatlı’ tedavi: Bal...

29/7/2009 · Kategori: SAGLIK


Pek çok yararı olduğu bilinen balın, iltihaplanmış yaraların tedavisinde antibiyotiğin yerini alabileceği bir kez daha ortaya çıktı.


 
Bir grup bilim adamı, Yeni Zelanda'da yetişen manuka ağacının çiçeklerinden üretilen balın, içerdiği doğal antibiyotik sayesinde enfeksiyon kapmış yaraların tedavisinde kullanılabildiğini ortaya koydu.

Bilim adamları, antibiyotiğe direnç gösterilen tüm durumlarda kullanılabileceği belirtilen bu bal türünün yan etkisinin olmadığını, içerisindeki düşük ph değeri sayesinde ölü derinin yenilenmesine yardımcı olduğunu ve yaraların iyileşmesini hızlandırdığını kaydetti.

Antibiyotiğe direncin ciddi bir sorun olduğunu anımsatan bilim adamları, bal kullanımının gerçek bir alternatif oluşturabileceğini belirtti.

YAZININ DEVAMINI OKU...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bu Kelimelere Dikkat...

13/6/2009 · Kategori: TEKNOLOJI


İnternet aramalarında bazı kelimelerin virüs tehlikesini artırdığı ortaya çıktı.


Merkezi ABD'de bulunan bir anti-virüs yazılım şirketi, 5 büyük arama motoru Google, Yahoo, Live, AOL ve Ask'da 2600 popüler sözcüğü inceleyerek ve 413 bin web sayfasını analiz ederek, internetin en tehlikeli kelimelerini tespit etti.

"Free" (bedava), "music" (müzik) ve "download" (indirme) kelimeleriyle yapılan aramaların kötü amaçlı yazılım riskini artırdığını belirleyen uzmanlar, arama çubuğuna "free music downloads" yazmanın internette sörf yapanların virüs riskini yüzde 20 artırmasına neden olduğunu buldular.

Firma yetkilisi, sadece bir yıl içinde kötü niyetli yazılım olarak adlandırılan virüslerde çok büyük değişiklikler olduğunu belirterek, "Bodrumunda virüs hazırlayanlardan, organize siber suçlara, terörizm ve diğer organize jeopolitik saldırı biçimlerine kadar virüsler tespit ettik" dedi.

Uzmanlar, "Screen saver (ekran koruyucu), free games (bedava oyunlar), work from home (evden çalışma), olympics (olimpiyatlar), videos (videolar), celebrities (ünlüler), music (müzik) ve news (haberler) kategorilerinin en yüksek virüs bulunma riskine sahip olduğunu belirtti.

Ayrıca, "word unscrambler (kelime şifresi çözücü), lyrics (şarkı sözleri), myspace, free music downloads, phelps, game cheats (oyun ipuçları), printable fill-in puzzles (bulyap yazdırma), free ringtones (bedava cep telefonu melodisi) ve solitaire de (iskambil falı) en riskli sözcükler arasında yer alıyor.

YAZININ DEVAMINI OKU...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Türkiye’nin ilk OLED TV’si Sony’den

29/5/2009 · Kategori: TEKNOLOJI

Sony Eurasia, dünyada ilk olma özelliğini taşıyan OLED (Organic Light Emitting Diode) TV teknolojisini, yeni BRAVIA XEL-1 ile Türkiye pazarına sunuyor.

Sony’nin kendinden aydınlatmalı ekrana sahip yeni XEL-1 serisi OLED (Organic Light Emitting Diode / Organik Işık Yayan Diyot) televizyonları.

Bir yan ve arka aydınlatma sistemine ihtiyaç duyan geleneksel LCD TV’lerin aksine, kendi ışık yayılımlarını kontrol eden OLED TV’ler, bir piksel (ekranda bulunan üçlü nokta grubu) söndüğünde gerçek siyah renge dönüyor. Bu şekilde arka aydınlatmadan oluşabilecek tonlama farkları ortadan kalkıyor.

Organik ışık yayan diyot teknolojisi sayesinde, 1.000.000:1’den yüksek kontrast oranına (siyah ile saf beyaz arasındaki fark) sahip olan OLED ekranlar, geleceğin görüntüleme teknolojisi olarak tanımlanıyor.

Sony’nin Türkiye pazarına sunacağı ilk OLED TV olacak ürün XEL-1, 11 inç (28cm) diyagonal büyüklüğe sahip. En ince kenarında 3mm inceliğe kadar ulaşan ekranı, Fine Motion görüntü işlemcisiyle ekranda akışkan görüntüleri oldukça net gösteriyor.

OLED teknolojisinin oldukça yeni olmasından ötürü henüz büyük ekran ebatlarında seri üretim yapılamıyor. Bu nedenden dolayı ekran ebadı büyük olmayan üründe, iki HDMI bağlantısı, dijital ses çıkışı ve MPEG4 AVC-HD, DVB-T ve DVB-C biçimlerini destekleyen dijital tarayıcısı bulunuyor.

 

YAZININ DEVAMINI OKU...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SMS neden 160 karakter?

10/5/2009 · Kategori: TEKNOLOJI

 Kısa mesaj neden 160 karakter ile sınırlı? Niye 150 veya 200 değil de 160? İşte nedeni

SMS gönderirken 160 karaktere sığmakta zorlanıyorsanız bunun suçlusu ile tanışmaya hazırlanın

Kısa mesaj günümüzde özellikle genç kullanıcıların vazgeçemedikleri bir özellik. Fakat bir de şu 160 karakter sınırı olmasa... Sırf bu yüzden pek çok kullanıcı kısaltmalar kullanmak zorunda kalıyor. Ama neden kısa mesaj 160 karakter ile sınırlı? Niye 150 veya 200 değil de 160? Bunun sebebinin teknik bir zorunluluk ile ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat işin gerçeği, bu 160 karakter sınırının herhangi bir teknik sebebi yok. Bunun tüm suçlusu Friedham Hillebrand adlı bir Alman.

1985 yılında, iletişim araştırmacısı olan Friedham Hillebrand ve bir kaç meslektaşının önemli bir görevi vardı. Görevleri taşınabilir telefonların görüntüleyebilecekleri metin tabanlı mesajlar ile ilgili standartları oluşturmaktı. Hillebrand bir mesajın en fazla kaç karakter içerebileceğine karar vermeliydi. Daktilosunun başına oturdu ve yazmaya başladı. İnsanların bir kısa mesajda yazmaları muhtemel rastgele notlar ve sorular yazarak bütün bir kağıdı doldurdu. Sonra bu notların hepsini okudu. Görünüşe göre 160 karakter her kullanıcı için fazlasıyla yeterli olacaktı ve o günden sonra 160 karakter standart olarak kabul edildi. Vatan

YAZININ DEVAMINI OKU...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

Menü

.. ..

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım





YASAL UYARI : Bu Blog İçinde Yer Alan Yazılar Sadece Tavsiye ve Bilgi Amaçlıdır. Kesinlikle Tedavi Amaçlı Değildir. Uygulamaların Sorumluluğu Blog Sahibine Ait Değildir. Sağlık Sorunlarınız ve Tedavisi için Mutlaka İlgili Uzmana Başvurunuz.

<%EkleBunu%>